KöşeMeydan

Mina Urgan Yıllarına Yolculuk: Bir Dinozorun Anıları

0

Dinozor Lakaplı Mina Urgan

Mina Urgan… 95 yıllık hayatına birçok tanıdık isim sığdırmış, marjinal kadın. Usta yazar; yaklaşık bir asra yakın yaşadığı için sivri diline, alaycılığına yaraşır bir lakap kullanarak kendini dinozor olarak tanımlıyor.

Mina Urgan

Mina Urgan

Araştırmacı, çevirmen olarak da bildiğimiz Urgan, küçüklüğünden itibaren sıkı bir eğitime tabi tutulmuştur. Annesi Şefika Hanımın ve yazar olan babası Tahsin Nahit’in de edebiyat ile ilgilenmelerinin küçük kızları Mina’nın bu alana yönelmesindeki katkıları ve teşvikleri hiç kuşkusuz kaçınılmazdır. Benliğini, hissettiklerini, duygularını, tecrübelerini bizlerle paylaştığı ölümsüz eseri Bir Dinozorun Anıları, yazar hakkında bilgi birikimine direkt yazarın aktarımından sahip olabilmemize yardımcı oluyor. Böylece ölümsüz eseriyle birlikte anılarını ve kendini de ölümsüz hale getiriyor başarılı yazar.

Gelin, usta yazar Mina Urgan’ın kendini tanıttığı ve “Benim gibi bir kocakarının anılarını kim merak eder ki” dediği anılarına yolculuğa çıkalım:

Bir Dinozorun Anıları

Mina Urgan(Gençlik yılları)

Kitaba başlamadan önce “anı” kitabı olması dolayısıyla kitabın pek akıcı olmayacağına yahut alışılmış anı kitapları gibi belli bir sistematik içinde sunulacağına dair ön yargılarım vardı. Kitabın ilk sayfasından itibaren Mina Urgan’ın samimi dili kitabı öyle sürükleyici hale getiriyor ki kitabı sakince okumak imkansız hale geliyor. Urgan’ın alaycı, ironik dili bizleri hem eski Türkiye’nin siyaseti, gündemi hakkında bilgilendiriyor hem de dönemin seçkin kesimi olan sanatçılar, yazarlar, şairlere dair birçok olaya dahil ediyor. Türkiye’nin siyasi vaziyetinden bahsederken, dönemin koşulları da göz önüne alındığında o döneme göre gayet cesur söylemler olduğu rahatlıkla anlaşılıyor. Siyasi görüşünün ne olduğu fark etmeksizin bu cesareti ve görüşlerindeki tutarlılığı Urgan’ın “pat pat” söylemlerinin olduğunun en geçerli kanıtı.

Mina Urgan’ın bu dobra üslubu toplumsal tabuları reddettiğini açık bir şekilde dile getirmesine de herhangi bir çekince ya da engel teşkil etmiyor. Çevresindekiler de bu üslubuna alışmış olsa gerekler ki cesaret isteyen hatta bazen rahatsız edici söylemleri annesi hariç onu yakından tanıyanları pek de enterese etmiyor.

Orhan Veli, Mina Urgan, Oktay Rıfat

Kendi görüşlerinin yanında kitapta birçok tanıdık isme yer verdiğini söylemiştik. O zamanlar samimi arakadaşı Necip Fazıl Kısakürek, annesinin dostu olan Nazım Hikmet, yanında asistanlık yaptığı Halide Edip Adıvar, öğretmeni olduğu Sabahattin Eyüboğlu, üvey babası Falih Rıfkı Atay, okuldan kaçıp görmeye gittiği ölüm döşeğindeki Ahmet Haşim, Yaşar Kemal, kahvehanede rastlayıp tanıştığı Neyzen Tevfik, yönetim kurulunda çalıştığı yıllarda sık sık görme mutluluğunu yaşadığı Aziz Nesin, melek gibi bir insan olarak bahsettiği Cevat Şakir, arkadaşım diye bahsettiği Behice Boran gibi edebiyat dünyasının köşe taşlarını oluşturan isimlerin yanında birlikte vals yaptıkları Mustafa Kemal Atatürk, tanışma fırsatı bulduğu Troçki gibi büyük liderlerle olan anılarını 95 yıllık hayatına sığdırmayı başarabilmiştir.

Saymış olduğum isimlerle arkadaşlıklar, dostluklar, akrabalıklar kurmuştur. Yaşamış oldukları şeyleri bazen somut olay üzerinden anlatmıştır. Haliyle ben de kitabı okurken beni çok şaşırtan, gülümseten birçok olaya tanık oldum. Bunlardan biri çocukluğundan beri tanıdığı Necip Fazıl Kısakürek’le olan arkadaşlık ilişkisidir. Mina Urgan’ın Necip Fazıl ile küçük bir anısından ve onun hakkındaki görüşlerinden bahsetmek istiyorum:

“1930’lu yılların Necip Fazıl’ı ile 1940’lı yılların Necip Fazıl’ı arasında uzaktan yakından en küçük bir benzerlik yoktur. Bunlar iki ayrı kişidir sanki. Birincisini çocukluğumdan beri çok iyi tanırdım. Annemin bir yakın arkadaşına aşık olduğundan, bizim evden çıkmazdı. İkincisini ise, hiç görmedim, hiç tanımıyorum. Çünkü ben de bütün arkadaşlarım da 1940’tan sonra onunla selamı sabahı kesmiştik.

Necip Fazıl yavaş yavaş değişmedi. Dinle hiç ilgisi yokken, ansızın, sadece dindar değil, dinci oluverdi.

Bizim bildiğimiz Necip Fazıl çılgın bir gençti ve çılgınlığını abartmaktan hoşlanırdı. Bunun yanında yüzsüz bir yanı da vardı. Başkalarının evinde kendi evindeymiş gibi davranırdı. Üvey babam Falih Rıfkı Atay, ‘günün birinde bir de bakacağım ki, bu herif benim pijamalarımı giymiş, yatağımda yatıyor!’ demişti.” şeklinde anılarından birkaç sayfasını Necip Fazıl’a ayırmış.

Usta yazarın dolu dolu yaşadığı hayatından paylaştığı kareler sizlerin de; edebiyat dünyasını daha yakından tanıma, şair yahut yazarların bilinmeyen yönlerini öğrenmeniz açısından, yer yer güldüren, şaşırtan bu kitabı okumanızı şiddetle tavsiye ediyorum.

Siyah Kuğu

You may also like

More in Köşe

Köşe

Türk Mitolojisi’nde Kut

Özellikle de içinde bulunduğumuz bayram günlerinde ve gündelik hayatımızda çok kullandığımız kut- kelimesinden türemiş sözcükler bulunmaktadır. Peki ne demek kut? Dilimizdeki ve tarihimizdeki ...
Köşe

Ahlâk ve özgürlük ilişkisi üzerine

    Ahlak kelime anlamından da anlaşılacağı gibi insan doğasına atıf yapan bir kavramdır. Insanın doğasına, yaratılışına uygun yaşamasıdır. Ahlak insanın, değerler sisteminin ...
Edebiyat

İçeriklere Kısa Bir Edebiyat Molası

Değerli okurlarımız, aranızda edebiyat severler için de bir kategori açıp, içerik paylaşmaya başlıyoruz. Keyifli okumalar. Bu yazı Mehmet Mert Kartal tarafından hazırlanmıştır. Taht ...